Yazar Mesaj
gmd_



Mesaj: 518
Yer: İstanbul
Meslek: İlgili

Tarih: 2006-10-24 02:12:17

ve bitti...

sonra yalnız bir opera başladı

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim.

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim,
biraz daha önem verdiğim.

başlangıçta dogruydu belki.
sıradan bir serüven,
rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
gün günden hayatıma yayılan,
varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin

yaz başıydı gittiğinde,
ardından,
senin için üç lirik parça yazmaya karar vermistim.
kimsesiz bir yazdı.
yoktun.
kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında
bir mevsim
bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki küskün kedere,
gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sozcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yaz başıydı gittiğinde.
sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi,
dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen"
notunu buldum kapımda.
altına saat:16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04'tü onu bulduğumda.

daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman'ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını

gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı.

kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
adımlarımız tutuk,
yüreğimiz çekingen,
körler gibi tutunuyor,
dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. zamanla
gözlerimiz açıldı,
dilimiz çözüldü
güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.
şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
biliyorum
ne sen dönebilirsin artık,
ne de ben kapıyı açabilirim sana.

şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra
batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. umut
ve korkunun
hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını
bilmeyen
çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
yazıya oturup
sonu gelmeyen cümleler kurmak,
camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar,
eşyalar gözünüzün önünde durur
birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
cağrışımlarla ödeşemezsiniz

dışarda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saat tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara

boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak,
eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden
yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente,
bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye,
ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi

yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir an'ın, yalnızca bir an'ın bütün bir hayatı kapladıgı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdir intihara bu kadar

bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından,
ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
zamanla ilgili
bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
hepsini bilirsiniz zaten,
bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
dahası onalar da bilirler.
ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandirmak,
ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak,
yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
kolay değildir
bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
zaman alır.
zaman,
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet,
yaralar kabuk bağlar,
sızılar diner, acılar dibe çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper.
yoksa gerçekten
bitmişsinizdir.

zamanla yerleşir yaşadıkların,
yeniden konumlanır, çoğalır anlamları,
önemi kavranır.
bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey,
çok sonra değerini kazanır.
yokluğu derin
ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir işe yaramadıysa
demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim.
bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları,
sarhoşların ve sucluların unuttuklarını hatırlamaktan
uzun uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe...kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden.
karardı dizeler.
ask...bitti. soldu siir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum: operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği tarapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani coğalarak
tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri...panayır yerleri...
ölü kelebekler...ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz gecikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren
 

zhlbrk08


Mesaj: 51
Yer: Ankara
Meslek: İlgili

Tarih: 2009-08-28 07:40:40

# 10778   

iclal aydinin ucak babama selam sole den sonra en sevdigim siiri seni seviyordum...belki cok eski bir sair degil iclal aydin..ama o kadife gibi sesinden siir dinlerken tuylerim diken diken oluyor...lutfen bu siiri iclal aydindan siz de dinleyin..

 

zhlbrk08


Mesaj: 51
Yer: Ankara
Meslek: İlgili

Tarih: 2009-08-28 07:37:35

# 10777   

seni seviyordum

sana uzak kentlerden birinde zamanin bir yerinde seni ve senli gunleri animsatti aksam gunesi...

onca zamanin ustunde eskimeyen bir dusuncesin simdi

insan hergun animsar mi ayni gozleri

seni seviyordum ve senin haberin yoktu

saclarini izliyordum uzaktan, kulaginin arkasina dususu ve burnun, herkesten baskaydi iste...

guldugu zaman yukariya bakardi!

yukari kalkan basin ve gulen gozlerin vardi...

ne guzeldiler sen bilmiyordun...

ben seni seviyordum...

kalbime sigmiyordu aklimdan gecenler

duvarlara, vitrin camlarina, kaldirimlara carpiyordu

geri donuyordu, cogalarak

senin sesini duydugum masalarda erteliyordum herseyi, herseyi erteleyisim oluyordun

kalp agrisi oluyordun,

birlikte soludugumuz sokak isimleri oluyordun,

mevsimler degisiyor ve buyuyorduk,

donemecler geciyor, kopruler goze aliyorduk ve bazen tekin olmayan sularin uzerinden atliyorduk

cesurduk...

ufuk cizgisi maviydi, gun batimi hep turuncu ve kirmiziydi butun karanfiller...

ben seni seviyordum sen bilmiyordun...

sevinclerim oluyordun arasira sen hic bilmiyordun

sonra herhangi biri oldun, butun sevinclerim bittikten sonra

yagmurlar yagdi, serin haziran aksamlari

derken bir gun uzaktan gordum seni...

saclarin bana inat basin herseye meydan okuyarak iste yine ayni

kalbimi acitti her zamanki gibi...

degistik saniyordum ve sen yine bilmiyordun

simdi bunlari anlatsa sana birileri kim bilir yada bosver bilme en iyisi...

iclal aydin



 

CHEnnem


Mesaj: 46
Yer:
Meslek:

Tarih: 2009-08-06 19:33:49

# 10454   

william shakespeare !in siirleri gusel=))saol paylasim icin!!!

 

seraphin


Mesaj: 167
Yer: İstanbul
Meslek: Sanat

Tarih: 2009-08-06 19:07:58

# 10453   

bende sevdigim bir siiri paylasmak istedim:)))

 

CHEnnem


Mesaj: 46
Yer:
Meslek:

Tarih: 2009-08-06 19:04:23

# 10452   




gulusun

istersen yoksun birak beni ekmekten,
yoksun birak beni havadan, ama
yoksun birakma beni gulusunden.

yoksun birakma beni gulden,
kopardigin susenden,
sevincinde ansizin
cagildayan sudan,
seni apansiz doguran
gumus dalgadan.

savasimim amansiz, ve donuyorum
yorgun gozlerle
ara sira degismeyen
gorunusune topragin,
fakat gulusun vardiginda,
yukseliyor goge ve ariyor beni,
ve aciyor benim icin
butun kapilarini hayatin.

sevgilim, bu en karanlik zamanda
yayiliyor gulusun,
ve birden goruyorsun
kanimin puskurdugunu
caddedeki taslara,
gul, cunku
ellerim icin gulusun
serin bir kilic olacak.

guzun denize yakin
yukseltecek gulusun
kopukten caglayanini,
ve guzde, sevgilim,
bekledigim cicek gibi
arzulayacagim gulusunu,
o mavi cicegi,
ses veren anayurdumun gulunu.

gecede gulusun,
gunduzde, ayda,
gulusun
adanin dolambacli sokaklarinda,
gulusun seni seven
bu hantal erkekte!
fakat actigimda
ve kapattigimda gozlerimi,
uzaklara gittigimde,
geri dondugumde,
esirge benden ekmegi, havayi,
isigi, ilkbahari,
fakat gulusunu asla,
yoksa olurum ben.


pablo neruda


 

seraphin


Mesaj: 167
Yer: İstanbul
Meslek: Sanat

Tarih: 2009-08-06 19:00:30

# 10451   

sevgilim

ey sevgilim, nerelerde dolasiyorsun boyle?
geliyor seni candan seven asigin dur onu dinle.
elemi de, neseyi de beste yapmis diline.
uzaklasma sirin yarim.
yolculuklar, asiklarin bulusmasiyla nihayetlenir.
her tanri kulu bunu bilir.

ask nedir? ahret demek degildir her halde.
cinlamalidir nesesi bu anin gene bu anin kahkahalariyla
cunku ne olacagi yarinin mechulumuzdur hala,
bos yere vakit gecirmekten artik yoktur bir salah:
oyle ise gel op beni, genc ve tatli sevgilim,
omru pek azdir gencligin.

william shakespeare


 

CHEnnem


Mesaj: 46
Yer:
Meslek:

Tarih: 2009-08-06 15:42:20

# 10445   

gece nobeti...cok gusel paylasimlar emeginize salik!!!

 

berriy


Mesaj: 107
Yer: İstanbul
Meslek: Sanat

Tarih: 2009-08-06 15:27:10

# 10443   

gece nobeti

daha az seviyorum seni..
giderek daha az..
unutur gibi seviyorum..
azala azala..
aramizdaki uzakligin karanliginda..

geceler kisalip..gunduzler uzuyor oyle olunca..
daha az seviyorum seni..
kendini iyilestiren bir yara gibi..
daha az..
ve zamanla..

sen geceyi tutuyorsun..ben nobetini..
uzak dag kislalarinda..
gormuyoruz birbirimizi..
usul usul sis iniyor..
kopmus yollara..
isigi hafif..uykusu agir koguslarda uzerini ortuyorum senin..
bir cig gibi buyuyorsun ruyalarimda..
sevgilim sevgilim
yildizlari daha buyuktur bazi gecelerin
nobet kadar yalnizken ogreneceksin bunu da..

artik daha az seviyorum seni..
unutur gibi..olur gibi daha az..
yeniden odetiyorum kendime
onca askin ogretemedigini..
kolay degildi..
yalnizca sevgilimi degil..evladimi da kaybettim ben..
kac aci birden imtihan etti beni..
bir tek gece vardir insanin hayatinda..
omur boyu surer nobeti..
bu da oyleydi..
iyi ol..
sag ol..
uzak ol..
ama bir daha gorme beni..

murathan mungan


 

berriy


Mesaj: 107
Yer: İstanbul
Meslek: Sanat

Tarih: 2009-08-06 15:25:49

# 10442   

ask iklimdir
tarikat cihazlariyla
yaratir dunyasini
inanmayanlar icin
allah imkanidir

aynidir cenneti cehennemi
ahreti uyandirir

kendi ahlakini ister ikliminden
nafile kalplerin kacinilmaz kaderi
tabiatinin kosullari
ya da iklim tuzagi
kendi derinligi kadar sever herkes
ucurum baslar bir yerinden
ask rehin alir dunyayi

sogugun uykusu baska sicagin uykusu
bazi uykusuzluklar ruyadir

iklimle beslenir ask
gok haritasi ile kalbin kapisi estir
ask merhamet ister sahibinden

leyla ile mecnun colde gecer
sanri, humma, ask
ayni colun cocuklaridir
akraba karanliginda cogalir
bire kadar inen tanrilar
yol kaderle kisalir

kum saati!nde akan eski soru:
neden cole indi dort kitap
aynidir col ile kalbin kapisi
gecilmez
tutulmadan
askin dogusu ve batisi

cunk askin dogusu ve batisi vardir
kuzeyden guneye iner
mazinin kavimleriyle
kapisi bulunmayan sehirlere

kapisi bulunanlar aski surlarin disinda birakir
kaleler duser sehirler yakilir
kiyamet yeryuzu provasi
sukunet cinnetiyle gecer
tufandan korkanlarin hayati
onlara okuduklari kitaplar kalir

mazi hicbir askla tamamlanmaz
cunku mazi kalplerde yaradir
zamanlarin birbirini tutmamasidir ask
birbirine erken ya da gec kalmis kapilardir
olumlu insan ile gorece zaman
var olus bir alaydir
bilgeligin ardindan kosan
yalin gerceklerle yaslanir

askin cetin definesi
babil kulesi kadar dagilmistir
yeryuzune binlerce tarifle, ask hala gizdir
kayip kule diller kadar
sifrelenmistir tene ve tarihe
isik hizinda yeniden dirilinceye kadar
kule, kalp, dil
bilmece

sahibinin korudur ask
baska alemlerin gozleri odunctur
ask uzerine soylenmis butun sozler
unutulmadan
hatirlanmaz
bir daha
bunu yapan asktir

ask insanin icindeki genctir
kendi icindeki yol ortasinda kalan
yarim hayatlarin kayip sahipleri icin
ask uzaktir

ask uzak oldugunda
kullanilmaz yakinliklarla
ask kisiye kendini tanitir unutturmak icin
daha once de soylendi:
her ogrenilen bir sonrakine saklanir
zaman asktan boyle intikam alir
kimse kosamaz zamanin onunden
hicbir sonmus gercek onaramaz kor kayiplari

ask kusurdur hatadir gunahtir
yasaktir
imkansizdir
bu yuzden insanlik icin hala bir imkandir

bir baslangictir ask
insanin kendine baslangici
cok az kisi ilk kez asik oluyormus gibi
tekrarlayabilir aski
baslangiclari unutanlar icin
artik imkansiz olani

bu, hayati tekrarlamaktir
diyalektik bile bu yuzden asktir

ask hakkinda soylenmis butun sozler
yasanmadan yalandir

ask bir haktir
sonuna kadar kullanir
kullanilmaz olani

iyi ask siiri yoktur, hic olmadi,
bu da olmadi
her ask siiri yalnizca tekrarlar
tekrarlanmaz olani
her biri yalnizca bir sonrakinin ilhami
belki bu kadar soz
bagislatir bana bu aski
2001 yaziydi
cok istedim cok istedi cok istedik
ama olmadi

murathan mungan


 

berriy


Mesaj: 107
Yer: İstanbul
Meslek: Sanat

Tarih: 2009-08-06 15:21:30

# 10440   

tum siirleri ve kitaplari mukemmel.yalniz bir opera sadece bunlardan biri :) forever mrthnmngn :*

 



Sayfa: [1]

Stylegusto - The Style Professionals