|
Tevfik Balcıoğlu
Tasarlı(yorum), XXI, Kasım 2006.
Gündeme giren olaylar vardır. Üniversitelerarası Kurul'un doçentlik sınavı için belirlediği Mimarlık Temel Alanları tanımı ile başlayan süreç içinde Mimarlık Fakültesi Dekanlarının 20 Eylül 2006 tarihli toplantısı işte böyle bir olaydır. Toplantı, yayınlanan yönergeden anlaşıldığına göre, yüksek eğitim düzeyinde, mimarlığın diğer tasarım disiplinleri üzerinde hakimiyet kurmasını sağlamaya çalışan ve bu hakimiyeti adı mimarlık fakültesi olan fakültelerin dekanlarının oluşturduğu bir konsey aracılığıyla yürütmeyi planlayan bir girişimdir.
İki noktaya dikkatle bakmalıyız: Birincisi tasarımı mimarlık temel alanı içinde değerlendiren, Üniversitelerarası Kurul'un, temel alan tanımı, diğeri MİDEKON (Mimarlık Fakültesi Dekanları Konseyi) girişimi.
Birinci noktayı ele alalım: Tarihsel bir perspektif içinde bakıldığında, hiç süphe yok ki mimarlık en eski ve kurumsallaşmış disiplinlerden bir tanesidir. Pratiği ile, eğitimiyle, felsefesiyle, Vitruvius'dan Alberti'ye, oradan günümüze, yazılı ve düşünsel ürünleriyle, eleştirel kuramlarıyla güçlü bir tablo sergiler.
Mimarlığın bu gelişimi endüstri devrimiyle hızlı bir ivme kazanmış, demir, çelik ve cam gibi yeni malzemelerin ve teknolojilerin devreye girmesiyle 20. yüzyılda farklı bir çehreye bürünmüştür. Aydınlama dönemi ve endüstri devrimi sonrasında bir çok yeni disiplin, alan ve meslek ortaya çıkmış, bazıları dönüşüm yaşamış, yeniden ve hatta sürekli yapılanma sürecine girmişlerdir. Bu durumun yükselen bir parabolik bir çizgide geliştiğine son yıllarda hepimiz tanık olduk. Nano teknolojilerle, klonlamalarla, biyoloji mühendisliğiyle ve daha nice disiplinlerle, mesleklerle tanıştık. Belli ki bu böyle devam edecek. Biz yeni alanlara hazırlık olmalı, onları hak ettikleri konuma geciktirmeden oturtmalıyız. Eğitimciler olarak daha aktif ve duyarlı akademik programlar geliştirmeye, günü geçmiş bölüm ve programların konumunu gözden geçirmeye başlamalıyız. Eskiden üniversitelerde bir bölümün açılması yıllar sürerdi, açılması olay olurdu. Kapatılması ise düşünülmezdi, düşünülemezdi. Acaba Cumhuriyet Tarihi'mizde kaç bölüm kapanmıştır? Bugün bu politikaların terk edilmesini zorunlu kılan bir ortamda yaşıyoruz. Bölüm açmak da, kapatmak da doğal, bir o kadar da kolay olmak durumunda. Hemen her yıl yeni bir mesleğin, çalışma alanının ya da disiplinin ortaya çıktığını görüp, bu sürate yanıt verecek dinamik bir yüksek öğretim politikası talep etmeliyiz. Ancak böyle dinamik bir yapıyla üniversiteler değişime ayak uydururlar, ya da uyduramaz, ayak sürürler ki o zaman gecikmenin bedelini, bu ülkenin insanları olarak bizler öderiz.
Dinamik bir yapıya kavuşmanın bir çok yolu vardır ama her şeyden önce tanımlarda esneklik göstermek ve gelişen koşullara göre derhal en uygun tanımlamalara gitmek, o tanımlar üzerinden düzenlemeler yapmak iyi bir başlangıç teşkil edecektir. İşte bu çerçevede mimarlık ve tasarım ilişkisi tanımlanmak ve bu tanımın Üniversitelerarası Kurul'un temel alanlar listesine ivedelikle yansımasını sağlamak kaçınılmaz oluyor.
Tasarım sözcük olarak yeni sayılır, Shakespeare'deki kullanımı dahil edersek 400 yıl kadar bir mazisi vardır. Ne var ki, tasarım sözcüğünün bugün içerdiği etkinlikler, insanın ilk ortaya çıktığı günlerdeki temel etkinliklerinin çok gelişmiş ve kapsamlı türevi diye görülebilir. Grafik tasarımı ilk mağara resimlerine, giysi tarihi örtünmenin başladığı zamana, iç mimarlık Çatal Höyük'te de görüldüğü üzere ilk mekan içi düzenlemelere, seramik ve cam tasarımı, arkeolojik kazılarda bulunan ilk seramik ve cam örneklere referansla başlar. Endüstriyel tasarım Yontma Taş Devri'nde ilk aletlerde, mobilya tasarımı insanın üzerine oturduğu ilk kütükte tasarım anlayışının ilk izlerini bulur.
Bir an duralım ve etrafımızı gözlemleyelim: Algıladığımız her şey, iyi ya da kötü tasarım ürünüdür. Üzerimizdeki kumaşın deseni, elbisemiz, saatimiz, takılarımız, ayakkabımız, oturduğumuz sandalye, yerdeki taş doku, yoldan geçen araba, yol, yoldaki elektrik direkleri... hemen her şey. Böyle bakıldığında tasarımı belki biraz eksik ve yetersiz fakat çarpıcı bir biçimde tanımlayabiliriz: Tasarım insanın çevreye müdahele tarzıdır. Bu tarz içinde bilinçli, yapıcı ve ürün vermeye yönelik yaklaşım, tasarımı çevreye yapılan diğer müdahele biçimlerinden ayırır ve başat kılar.
Evet, tasarım sözcüğü, hem Türkçe'de, hem Batı dillerinde mimarlığa nazaran yeni bir sözcüktür; ama bugünkü kullanımıyla kapsadığı alanlar, mühendislik içindeki kullanımı dahil, kolay sayılamayacak kadar geniştir ve kanımca, tartışmaya yer bırakmayacak şekilde mimariyi de içerir. Bunun en güzel örneğini Nikolaus Pevsner verir. Son yıllarda eleştirilere maruz kalmasına rağmen, Pevsner mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. 1936'da, Modern Akımın Öncüleri: William Morris'den Walter Gropius'a başlıklı kitabı, adı gibi öncü bir kitaptır; bir çok tarihçiyi etkilemiş ve güncelliğini yitirmemiştir. Konumuz açısından ilginç gelişme, Pevsner'in, 1949 baskısında, bu ünlü kitabın adını değiştirmesidir. Yeni baskıda kitap, Modern Tasarımın Öncüleri: William Morris'den Walter Gropius'a başlığı altında yayınlanır. Belli ki Pevsner tasarımı toparlayıcı bir kavram olarak kullanmakta, o başlık altında 'Arts and Crafts' akımından 'Art Nouveau' ya, Bauhaus'a kadar tasarım anlayışını mimarlığı da içeren bir bütünlük içinde vermektedir.
İngilizce 'Architectural Design', Türkçe Mimari Tasarım, bir dergi adıdır; mimari tasarım kavramı, endüstriyel tasarım, çevre tasarımı, mobilya tasarımı gibi tasarım etkinliğini anlatan bir ifadedir. Yani gündelik dildeki kullanım bile mimarinin bir tasarım alanı olduğunu kanıtlar.
Zaten daha ilk bakışta Üniversitelerarası Kurul'un tanımı kendi içinde yetersizdir. Kurul'un Doçentlik Sınav Kılavuzunda, temel alan tabloları listesinde, Mimarlık Temel Alanı, Planlama, Tasarım, Tarih, Teknoloji başlıklarıyla alt bilim alanlarına ayrılmıştır. Fakat tasarımdan kastedilen mimari tasarım mıdır yoksa tüm tasarım alanları mıdır, anlaşılamamaktadır.
MİDEKON Yönergesi'nde ise Üniversitelerarası Kurul'un tanımı biraz değiştirilerek yer almış ve sanki tüm tasarım alanları mimarlığa bağlanmış gibi bir yorum getirilmiştir; öyle ki, "Mimarlık Temel Alanı (mimarlık, tasarım, planlama vb.) ײ şeklinde yazılmıştır ve bu mantığa aykırıdır; çünkü A=A+B+C olamaz. Mimarlık Temel Alanı = Mimarlık, Tasarım, Planlama diye gidemez. Aslında olması gereken Mimarlık Temel Alanı'nı kaldırmak, yerine Tasarım Temel Alanı'nı yerleştirmektir. Bu başlık altında, kentsel tasarım, kentsel planlama, restorasyon, mimarlık, iç mimarlık, endüstriyel tasarım, moda tasarımı, tekstil tasarımı, grafik tasarım ve diğer tasarım alanları rahatça sıralanabilir. Bu alanların her birinin Tarih, Teori ve Teknoloji olarak alt çalışma alanları da belirlenebilir. Bu sayede akademisyenler, Temel Tasarım Alanı altında, Mimarlık Teknolojileri, Endüstriyel Tasarım Tarihi ya da Moda Teorileri vb konularda uzmanlaşabilirler.
Bu sınıflamayı tartışıp, geliştirip, bir an önce kayda geçirmemiz, mimarlık ve tasarım ilişkisini konsensusla netleştirmemiz gerekiyor. Çünkü ancak bu sayede, bir çok bölümü, bölümler hakkında karar verme süreçlerini ve doçent adaylarını ilgilendiren bir yapının, doğru ve sağlam temeller üzerine kurulması mümkün olacaktır.
Üzerinde durulması gereken ikinci nokta MİDEKON Yönergesi'dir. Bu yönergeyle bir konsey kurulması önerilmiş ve konseyin amacı belirtilmiştir:
"a) Ülkemizde mimarlık fakülteleri bünyesinde ve diğer fakülteler bünyesinde yer alan Mimarlık Temel Alanı (mimarlık, tasarım, planlama vb.) disiplinleri ile ilgili yönetim eğitim ve araştırma sorunları üzerinde AB ve küresel boyuttaki gelişmeleri de dikkate alarak görüş alışverişinde bulunmak,
B) adı geçen disiplinlerle ilgili öğretim programlarının etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesini ve kalite güvencesini sağlamak, .............
f) Mimarlık Temel Alanı disiplinleri (mimarlık, tasarım, planlama vb.) akademik alanları için yeni stratejiler geliştirmek, ilgili alanlarla gerektiği zaman yasalar ve yönetmenlikler için öneriler hazırlamak ve hayata geçirilmesi için gerekli takibi yapmak."
Mimarlık fakültesi dekanlarının bir araya gelerek konsey oluşturmaları ve sorunları tartışıp çözüm arayışına girmeleri elbette olumludur, yararlıdır ve desteklenmelidir. Ne var ki, Mimarlık Fakültesi Dekanları'nın tüm tasarım alanlarına sahip çıkmaları, kendi fakültelerinde olsun olmasın tüm tasarım 'disiplinleri' hakkında, yasa düzeyinde düzenlemeler dahil, önemli kararlar alacak yetki ile kendilerini donatmaları biraz aceleye gelmiş, şu anda ellerindeki yetki ve temsil ettikleri alanları aşan bir atılım gibi gözüküyor. Eğer sadece mimarlıktan konuşuyor olsaydık, o zaman bile, Mimarlık Bölüm Başkanları İletişim Gurubu'nun (MOBBİG) tüm mimarlık bölümlerini temsil ettiğini görerek, mimarlık üzerine yapılacak düzenlemelerde, MOBBİG'in söz sahibi olmasını haklı bulurduk. MİDEKON, Türkiye'deki tüm tasarım bölümlerinin temsilcilerini içinde taşımadığı gibi, bütün mimarlık bölümlerini temsil eden bir konsey olmaktan da uzaktır. Yani MİDEKON, temsiliyet düzeyinde, varlığını meşru kılacak bir zeminden yoksundur. Bu aşılması zor bir durum değildir. Fakültesi içinde tasarım bölümleri olan tüm dekanlar biraraya gelirler ve Tasarım Alanları Dekanlar Konseyini (TADEKON)'u kurarlarsa, adil ve demokratik bir yapının oluşumu için başarılı bir adım atılmış olur diye düşünüyorum. Aksi takdirde, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanları biraraya gelip, MİDEKON Yönergesi'ndeki mimarlık sözcüğünü tasarımla değiştirir, aynı yönergeye imza atarlarsa ortaya muhteşem bir kargaşa çıkar. Siz varın artık konseylerden konsey beğenin kendinize...
   |