|
Geçenlerde Ayşe Ferhangil'in "Modanın Madonna'sı" başlıklı yazısını okudum.
Amerikan Vogue Dergisinin tanrıçası Anna Wintour'u başarıya götüren sebebi
yazmış. Evet sebepler değil, sadece tek bir sebep. Kişisel Marka
Yönetimi....
Diplomanın, zekanın, sorumluluk bilincinin iş hayatında fark yaratmak için
yeterince önemli olmadığı tek yerin bizim ülkemiz olduğunu düşünüyordum; ama değilmiş. Anna Wintour, kişisel marka planlamasını
"insanları şaşırtmak" üzerine
kurmuş gibi.
Vogue dergisinin nasıl hazırlandığını anlatan 'The
September Issue' belgeseli vizyona girdiğinde, ofis içindeki Anna Wintour'un
acımasızlıklarını yakından gözlemleme şansı yakalayacağız. Editörlere, mankenlere,
programcılara laf giydirip haber olan ve Vogue'da içerisinde yıktığı tabularla
adından söz ettiren bu kadın, yıllardır tahtının sarsılmaz gücü ile daha da
büyüyor. Ofis içinde ve dışında insanları şaşırtıp iyi ve kötü haber oluyor.
Ve elbette tüm bunlarla beslenip, en doğru adımlar atıyor.
Metropolitan Sanat Müzesi
Kostüm Enstitüsü'nün yöneticisi, 19 yıldır değişmez saç şekli, defilelerde
en önde sergilediği sıfır bedeni ve asla çıkarmadığı siyah kemik gözlükleri
ile gerçekten tam bir marka. Moda evlerine direk müdahale edebiliyor,
kendisine yardımcı olanları Vogue'da yüceltiyor, olmayanların pimini
çekiyor.
 |

Marc Jacobs'un en çulsuz olduğu dönemlerde ‘the plaza otel’ de ilk defilesini
düzenlemesini sağlıyor ve Bernard Arnault'u ikna ederek Jacobs'u Louis
Vuitton'un kreatif direktörlüğüne oturtuyor.
Tam anlamıyla moda baronu olan
bu kadının karakterini iç dünyasını inanılmaz merak ediyorum. Yakın arkadaşı
Karl Legerfeld'in dediğine göre ise "sadece genel hatları düşünen biriymiş".
İlginç...
Bence herkes kariyer planını doğru oluşturmalı. Elbette ki tek yol acımasız
moda dünyasında, kalkan olarak kendine şeytan kostümünü seçen biri gibi
davranmak değil belki; ama, mesleki kurallar çerçevesinde herkes zırhını
takmalı ve planlamasını doğru biçimlendirmeli. Bir kez daha anlıyorum ki,
başarı fark yaratmaktan geçer. Buda cesaret gerektirir.
Konuk Yazar:
Sevil Tuzluca
|